hürriyet

14 Nisan 2015 Salı

KEMİKLERİN ŞİFRESİ



KEMİKLERİN ŞİFRESİ/ SİMON BECKETT
Orjinal Adı: Written İn Bone
İthaki- 404 syf.



" Uygun sıcaklıkta her şey yanar. Ağaçlar. Giysiler.
İnsanlar." syf 7

"..insan biyolojisi dağıldıktan sonra bir zamanlar yaşam olan şey bozulup çürüdüğü ve eski, kuru kemiklere dönüştüğü zaman bile, ölüler hala tanıklık edebilirler. syf 15

Adli Antropologumuz David Hunter Runa isimli bir adada bir eli ve ayakları dışında tamamen yanmış bir kadın cesedini incelemek üzere  görevlendirilir. Ancak olaylar hiç tahmin ettikleri gibi ilerlemez adada mahsur kalırlar. Katil sınır tanımamaktadır. son sayfalara kadar heyecan ve merakın korunduğu bu kitabında da Simon Beckett bizi ters köşeye yatırıyor. Her ne kadar katil başlarda tahmin ettiğim kişi çıkmış olsa da böyle bir son ve gelişmeler beklemiyordum. Beckett Ölümün Kimyasında olduğu gibi bu kitabıyla da büyüledi. ayrıca kusursuz çevirisi için Nur Küçük e ve İthaki ye teşekkürler.

puanım: 5

arka kapak:

İskoçya'nın uzak Hebrid adalarından biri olan Runa'da, adli antropolog Dr. David Hunter'ı tüyler ürperten bir keşif beklemektedir.
Neredeyse tamamen yanıp, ayakları ve bir eli sağlam kalmış bir ceset bulunmuştur. Yerel polis kaza sonucu ölüm raporu vermekte acelecidir, ama Hunter'ın içgüdüleri aksini söylemektedir: Karşılarındakinin bir cinayet vakası olduğu kanısındadır. Gerçekte Runa ilk anda göründüğü gibi huzurlu bir toplum olmaktan çok uzaktır... ve yanmış ceset de onun karanlık sırlarından sadece biridir.
Derken Atlantik'ten gelen fırtına adaya ulaşır ve bütün elektrik sistemi çöker, anakarayla bütün bağlantı kesilir. Fırtına kasıp kavururken, cinayetler de arka arkaya gelmeye başlar...

Etkili, sürprizli ve sarsıcı...
Kemiklerin Şifresi kitapları tüm dünyada çok satanlar listesinde yer alan
birinci sınıf bir romancının kan donduran yeni polisiye romanı.

"Beckett beklenmedik manevralarla ve doruğa tırmandırdığı dehşetle okuru diken üstünde tutuyor"
Daily Telegraph


Simon Beckett Kimdir?

 Simon Beckett 1960 yılında Sheffield’de doğdu. İngiliz Filolojisi üzerine yüksek lisans yaptı. Daha sonra eğitmen olarak İspanya’ya gitti. İspanya’dan döndükten sonra Serbest Gazetecilik yapmaya başladı. The Times, The Daily Telegraph, The Observer gibi gazeteler için yazı yazdı.
   Sımon Beckett ilk kitabı olan Ölümün Kimyasını 2006 yılında yazdı.”İnsan bedeni ölümden 4 dakika sonra ayrışmaya başlar.Kendi kendine parçalanma sürecinde  hücreler içten dışa doğru çözülür.Doku önce sıvıya sonra gaza döner.Canlılığını yitiren vücut  başka organizmalar için  hareketsiz bir ziyafettir artık.Önce bakteriler sonra böcekler gelir.Ve sinekler…..”
Adli Tıp uzmanı olan David Hunter Norfolk’un ücra bir köyünde doktor olarak çalışmakta ve geçmişini arkasında bıraktığına inanmaktadır.Ta ki Saly Palmer ‘in cesedi bulununcaya kadar.Vahşice işlene bu cinayeti çözmek isteyen polis Hunter’dan yardım ister.Hunter bu işe karışmak istemezken başka bir ceset bulunur. Bu sakin köy artık paranoya içinde yaşamaya başlar. Herkes birbirinden şüphelenir.saklanacak bir yer kalmamıştır.Basıldığı yıl betseller olan kitap için ünlü gerilim romanı yazarı Tess Gerritsen “bu yıl okuduğum en iyi gerilim romanı” diyecektir.
  “Ama kemik farklıdır. Neredeyse kızgın ateşlere bile inatla direnir. Ve içinde ki karbon yanıp tükenerek onu bir sünger taşı kadar ölü ve cansız bıraktığında bile şeklini korur.” Sımon Beckett 2007 yılında ikinci kitabı olan Kemiklerin Şifresi ile gerilimi doruğa çıkarmaya devam etti. Adli Antropolog olan David Hunter Küçük bir ada olan Runa ‘da ayakları ve bir eli dışarıda olan tamamen yanmış bir cesedin incelemesine başlar. Polis olay hakkında acele bir ölüm raporu yazmak istemektedir. Ancak David olayın bir cinayet olduğu kanısındadır. Ve bulunan ceset ilk başlarda oldukça sakin görünen Runa’nın karanlık sırlarından biridir. Derken Atlantik’ten gelen bir fırtına ile elektrik şebekesi çöker. Fırtına ortalığı kasıp kavururken cinayetlerde arka arkaya gelmeye başlar.
    “Fakat ölü atık olsa da deride eski halinden izler kalır. Hala anlatacak bir öyküsü ve sakladığı sırlar vardır. Bakmasını biliyorsanız tabi.” Sımon Beckett 3. kitabı olan Ölülerin Fısıltısını 2009 yılında yazdı. Korkunç cinayetler ve tüyler ürpertici ayrıntılar Okuyucuları kitabın başından sonuna kadar tedirginlik ve gerilim içinde tuttu. David Hunter Ceset çiftliği denilen bir araştırma merkezine giderken, Uzmanlarla aynı konuya merak salan, takıntılı bir katille karşılaşacağından habersizdi. Çürümeye yüz tutmuş cesetler bulundukça Dr Hunter gerçek cesetlerle çalışmak zorunda kalacaktı. Sımon Beckett Son kitabı olan Mezarların Çağrısını 2010 yılında yayımladı. Kitapları 7 milyon kişi tarafından okunan yazar son kitabı ile de okuyucularını diken üzerinde tutmaya devam etti.353 sayfalık kitabı tek kelimeyle şaşırtıcı ve korkunun sokaklarında ürperti dolu bir gezintiydi adeta.”Bir iki sekiz. Hava şartlarının aynı olması şartıyla su altında bir ceset yüzeyde bırakılana göre dağılması 2 kat daha fazla zaman alır. Toprak altındaysa bu süre 8 kattır. Bir. İki. Sekiz. Kaçınılmaz bir gerçektir bu.”Adli Antropolog David Hunter bu kez öldürülen 4 kadın için gidiyor. Bulunan bir ceset bu kadınların gömülü olduğu yere yakın olabilir. Mezarlar ilk bakışta önemsiz bir şeye benzetilebilirdi. Taş ya da budaklı bir kök olabilir. Ta ki yakından bakana dek. Dünya çapında betseller olmuş yazarın son romanı gerilimi bir film tadında sunuyor.



7 Nisan 2015 Salı

sonunda :)

Bu sıralar okuma hızımdaki düşüşle birlikte kitapları yorumla hızımda düştü. Baktım ki yorumlamadığım 6 kitap var bende tek postta yorumlayayım dedim. Hadi bakalım mart boyunca okuduğum diğer kitaplara:



SIĞINAK/ S.L. LEWİS
Orijinal Adı: Don’t Stand So Close
Kahve Yayınları- 335 syf.
Sığınak psikolojik gerilim diye satılan bir kitap. Ancak ben gerilimde psikolojik bir durumda göremedim. Kurgusu, anlatımı basit sıradan bir kitaptı. Çevirisi kötü ve birçok da yazı yanlışı mevcuttu. Kahve yayınlarından ilk kez bir kitap okudum sanırım bundan sonra bu yayınevine temkinli yaklaşıcam. Konusu bir klinik psikolog arkadaş bir travma yaşıyor. Kitapta bu travmanın öncesi,sonrası ve kiminle olduğu bilinmeyen bir seansın olduğu 3 farklı zaman dilimi anlatılıyor.
Puanım:2


LABİRENT: ALEV DENEYLERİ/ JAMES DASHNER
Orijinal Adı: The Scorch Trials
Pegasus-397 syf.
Thomas ve kayranlıların macerası devam ediyor. Serinin 2 kitabı olan bu kitapta aksiyon ve heyecan artarak devam ediyor. Her bir gizem aralanırken sanki yeni gizemlere de gebe gibi. 3. Kitabı ve serinin 2. Filmini merakla bekliyorum.
Puanım:4


GÜLÜMSE ANILARA/ CAMİLLE NOE PAGAN
Orijinal Adı: The Art of Forgetting
Arkadya-360 syf.
En yakın arkadaşınız hafızasını kaybeder ve artık bambaşka biri gibi olsa ne yapardınız. Bu kitapta hem bir dostluğun sınanışını hem de kahramanımızın hem aile içinde hem de işindeki çatışmalar ve sonrasına şahit oluyoruz. İnsanın kendinden de çok şey bulacağı sıcacık bir kitap. Tavsiye ederim.
Puanım:5


KAFAMDA BİR TUHAFLIK/ ORHAN PAMUK
YKY- 477 syf.
Kafamda Bir Tuhaflık kitap ağacı  mart kitabımızdı. Biraz gecikmeli olarak (epey J))) bitirebildim. Orhan Pamuk 2003 te Kar isimli kitabını okumuştum. 2003 den beri okumadığım bir yazardı. Tahmin edersiniz ki ermeni meselesiyle alakalı. Ama zaman içinde çok yazar okudum ve bunların içinde Türkleri yeren de olmuştur ermeni meselesini her iki tarafa açısından yazanda her ne kadar sinir olduğum konular olsa da her görüşü dinlemeyi severim. Bu nedenle kitap ağacında da bu kitap seçilince neden okumayayım dedim. Ancak Orhan pamuğun anlatımı okuyanlar bilir biraz ağırdır hele ki bu kitabında o kadar ayrıntılara yer vermiş ki bazı bölümlerde sıkıldım. Kitap genel itibariyle güzel farklı anlatılmış. Mevlüt isimli bir bozacının ve ailesinin hayatının hikayeleştirildiği bu kitap da dönemin güncel ve siyasi olaylarından da bahsediliyor. Pamuk değişik bir biçimde de yer yer kahramanları okuyucuyla konuşturmuş aslına bakarsanız en çok o kısımları sevdim sanırım, kahramanın ağzından duygularını ve hikayesini okumak daha keyifliydi. Eğer Orhan Pamuk okumayı düşünüyorsanız ve içide biraz tarihi bilgi olsun diyorsanız bu kitap size göre olabilir.
Puanım: 4


KÖRDÜĞÜM/ CALİA READ
Orijinal Adı: Unravel
Yabancı-332 syf.
Bir hüsrandır bazı kitaplar..
Şarkı sözü gibi oldu. Bu kitabı kitapoburları sayfasında görüp merak etmiştim. Arka kapak yazısı ve kapak resmide merakımı körüklemişti ama boşunaymış, heveslerim kursağımda kaldı. Çok sıradan sıkıcı bir kitaptı okumaya değmediğini düşündüğüm nadir kitaplardan oldu kendisi.. sonu başından belli türünün bile ne olduğunu kestiremediğim bir kitap. Nasıl o kadar övdü kızlar bu kitabı anlamadım sanırım bende sorun var..
Puanım: 2


KURALSIZ/ VERONİCAA ROTH
Orijinal Adı: Insurgent
Artemis-507 syf.
Uyumsuz serisinin ikinci kitabı Kuralsız ilk kitaba göre daha çok sevdiğim ve seriden daha umutlu hale geldiğim kitap oldu. Tris, Dört ve fedakarların bir kısmı Dostluk yerleşkesine sığınıyorlar. Kime güvenmeli, ne yapmalı, hangisi doğru bakalım daha neler olacak. Kitabın sonu itibariyle biraz labirent serisine benzettiğimi söylemek istiyorum başlarda birçok kişi açlık oyunlarına benzetmişti.
Puanım:4


Şimdilik bu kadar okunacak çok kitap var.. okuma hızımın düştüğü bu günlerde bir motivasyona ihtiyacım var bakalım 18 inde başlayacak olan İzmir Kitap Fuarı mutlaka bu etki yapacaktır. Heyecanlı bekleyişimiz sürüyor. Bu esnada okumu hızımı toparlar amacıyla Simon Beccett Kemiklerin Şifresi ne başladım. Hoşçakalın JJ İyi okumalar..


4 Mart 2015 Çarşamba

HİÇLİĞİN KIYISINDA


HİÇLİĞİN KIYISINDA- JESSİCA ANN REDMERSKİ
EPHESUS- 467 Sayfa
Orijinal Adı: The Edge of Never

Vikitap: 8.2
Goodreads: 4.32
Amazon: 4.6

ARKA KAPAK

Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrew'un da bazı karanlık sırları vardır…
Andrew yolculukları esnasında Camryn'e kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkûm edecektir?

"Hiçliğin Kıyısında mı? 'Muhteşemliğin Kıyısı'na ne dersiniz? Çünkü şu anda tam olarak bu durumdayım."
-USA Today-
(Tanıtım Bülteninden)

DEĞERLENDİRMEM

Harika.daha ne söylesem bilemiyorum. Aynı anda iki karaktere birden bayıldığım kitap çok nadirdir. Ama Camryn ve Andrew a bayıldım ve çok yakıştılar. Ne Grinin Elli Tonunun aşırı cinselliği ne Pabucumun Ajanının komik olma çabaları yoktu bu kitapta. İkisi de sıradan tipler. Camryn yaşadığı bunalımdan kurtulup kaçmak için kendini bir otobüse atıyor ve nere gideceğini dahi bilmiyor. Çoğu İnsan hayatının bazı döneminde aklından geçirir kafasında bu düşünceyi ama kimde de cesaret edemez işte Camryn bizim yerimiz bunu yapıyor. Andrew ise babasının ölümünü sanki geçiktirir diye ve kendini dinlemek için binmiştir o otobüse ve birbirlerinin çekimine karşı koyamazlar. Camryn her gün biraz daha kendini açarken Andrew un sakladığı bir sır içini kemirir.. hikayemizi her ikisinin ağzında okumak da ayrı bir keyifti bence. Ben çok beğendim. ve onları bir araya getiren birçok şey gibi müzik.
The Civil Wars ın Barton  Hollo ve Poison and Wine ı mutlaka dinleyin derim. 
Bu sır onları ayırabilecek midir birbirlerinden ?
Onu öyle çok izledim ki yağmurun yağdığını unuttum. Syf 204

Yazarın 2. kitabı The Edge of Always i sabırsılzıkla beklemekteyim artık :) Camryn ve Andrew un ilişkilerine kaldığımız yerden devam edebilcez.

PUANIM: 5

DÜNYANIN İLK GÜNÜ


 Kitabın kapağında kılıç Fatih Sultan Mehmet'in kılıcının resmidir.

DÜNYANIN İLK GÜNÜ- BEYAZIT AKMAN
EPSİLON, 630 Sayfa
Vikitap: 8.8
Goodreads: 4.43

Kostantiniyye elbette fetholunacaktır. “Onu fetheden kumandan ne güzel kumandan, onu fetheden asker ne güzel askerdir.”  

ARKA KAPAK

On beşinci yüzyılda, 19 yaşındaki genç sultan, 
bütün dünyanın kaderini değiştirmek üzereydi... 

Doğu Roma'nın merkezi Konstantinopol'den kaçırılan Alexander, yaşayabilmek için çocukluk aşkından ayrılmak zorunda kalır. Aşkına tekrar kavuşmaya söz veren Alexander, doğduğu topraklara hiç beklenmedik bir şekilde geri dönecektir. Aradığı adaleti başka topraklarda bulmuş ama ilk aşkını hiç unutmamış bir yeniçeri olarak... Aynı tarihlerde ve aynı coğrafyada, kaybettiği sevgili eşinin yasıyla birlikte elçiden çok seyyah olup çıkan İtalyan Alberti Balbi ise el yazması eserler kopyalayıp çoğaltan Müslüman bir kıza, Nilüfer'e vurulur. Alberti'nin, adeta eski aşkının ve yasının doğal bir uzantısına dönüşen bu imkânsız aşkı satır satır döktüğü gizli defteri, gittikçe tarihin en önemli tanıklarından birine dönüşecektir. Zira aynı dönemde, 19 yaşındaki bir sultan, genç Mehmet, sadece Alexander ve Alberti'nin değil, bütün dünyanın kaderini değiştirecek bir olayı, İstanbul'un fethini gerçekleştirmek üzeredir... 

Amerika'da yaşayan genç akademisyen Beyazıt Akman'ın üniversite kütüphanelerindeki kaynaklarla birlikte yerli ve yabancı yüzü aşkın eseri inceleyerek beş yıllık bir araştırmanın ardından yazmaya başladığı İmparatorluk, göz kamaştırıcı bu epikle açılıyor. Manisa'dan başlayıp İtalya'ya kadar uzanan, Gütenberg'den Bellini'ye değin pek çok tarihi simayı bir araya getiren roman, Hıristiyan-Müslüman ilişkilerine ve Doğu-Batı ikilemine dair birçok şeyi yerinden sarsacak. Şövalyelerle yeniçeriler arasındaki çarpışmalar, nakkaşlarla Venedikli ressamlar arasındaki diyaloglar ve kültürlerle yürekler arasındaki gelgitlerle bezeli bu uzun soluklu aşk ve savaş romanı; çok uzun zamandır eksikliği hissedilen renkli ve görkemli bir imparatorluk panaroması sunuyor. Alexander'ın aşkını, Alberti'nin hüznünü ve Mehmet'in azmini film izlercesine, bir solukta okuyacak, bir daha unutamayacaksınız. 

İmparatorluk, Dünyanın İlk Günü'yle başlıyor...

DEĞERLENDİRMEM

Konstantinapol’ ün fethi şekillenirken şehzade Mehmet yetişip sultan oluşuna, azmine ve sabrına tanık oldum bu kitapla. Şubat ayında tarihi kitap türünde okumak için kitap ağacında oy çokluğu ile seçilen kitabımız iyiki bu seçilmiş dedirtecek türdendi ki İstanbul’un fethini hem okumuş hem de filmlerde çokça farklı kurgulamalarla izlemiştim. Bu kitapta tabiî ki sadece Sultan Mehmet’in  azmini okumadık Alberti’nin Türklerin örf adetlerini öğrenişi, aşık olması ve daha birçok duygusunu paylaştık. Alexander’ın Meryem’e karşı yıllarca hiç sönmeyen aşkını da okuduk. Ve İstanbul’un fethini yeniçerilerden tutunda lağımcı, oduncu, çorbacısına kadar birçok kişinin bakış açısından da okumamızı sağladı Beyazıt Akman. 5 yıllık araştırmalarının ürünü çok başarılı buldum ben. Heleki o kadar insanın gözünden bakış açısı takdire şayandı bence.

PUANIM: 5

19 Şubat 2015 Perşembe

SERENAD




SERENAD/ ZÜLFÜ LİVANELİ
DOĞAN KİTAP- 481 SYF
ARKA KAPAK
Her şey, 2001 yılının Şubat ayında soğuk bir gün, İstanbul Üniversitesi'nde halkla ilişkiler görevini yürüten Maya Duran'ın (36) ABD'den gelen Alman asıllı Profesör Maximilian Wagner'i (87) karşılamasıyla başlar.

1930'lu yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde hocalık yapmış olan profesörün isteği üzerine, Maya bir gün onu Şile'ye götürür. Böylece, katları yavaş yavaş açılan dokunaklı bir aşk hikâyesine karışmakla kalmaz, dünya tarihine ve kendi ailesine ilişkin birtakım sırları da öğrenir.

Serenad, 60 yıldır süren bir aşkı ele alırken, ister herkesin bildiği Yahudi Soykırımı olsun isterse çok az kimsenin bildiği Mavi Alay, bütün siyasi sorunlarda asıl harcananın, gürültüye gidenin hep insan olduğu gerçeğini de göz önüne seriyor.

Okurunu sımsıkı kavrayan Serenad'da Zülfü Livaneli'nin romancılığının en temel niteliklerinden biri yine başrolde: İç içe geçmiş, kaynaşmış kişisel ve toplumsal tarihlerin kusursuz Dengesi.
DEĞERLENDİRMEM:
Tarihi araştırmalarla bezenmiş harika bir kitap olmuş.  Nazi Almanyasıyla ilgili çok roman okudum ama bizim yani Türklerin açısından olayı hiç bilmiyordum. Çünkü tarihte bize anlatılan bizim karışmadığımızda ancak Serenad la aslında durumun hiç de öyle olmadığını görmüş oldum. Zülfü Livaneli Tamamen gerçek belge ve bilgilere dayanarak kurguladığı bu romanda Struma ya yer vermiş. Struma 12 Aralık 1942 de Nazi Almayasın dan kaçmaya çalışan 769 kişiyi Romanya dan Filistine kaçırmak üzere Köstence Limanında denize açılır. Ancak gemi İstanbul da arızalanır. İstanbul hükümeti yani İnönü hükümeti bu Yahudilerin gemiden inmesine izin vermez, İngiltere ise Filistine gitmelerine izin vermez , o yıllarda Filistin İngilizlerin sömürgesidir. Bu gemideki yolcular 72 gün gemide mahsur kalırlar açlık ve hastalık yüzünden ölenler olur. 24 Şubatta gemi Şile yakınlarına çekilir ve gemi patlar. Sonraki yıllarda yapılan araştırmada gemiyi bir Rus denizaltısından atılan torpido tarafından patlatıldığı ispatlanır. Ancak burada suçlu kimdir kimin vebalidir bu kadar insanın Karadenize gömülmesi. Ben Müslümanım ama çok üzüldüm. İnsan hangi dinden hangi ırktan olursa olsun böyle bir eziyete maruz kalmamalı. Serenad da bu olayın etrafında dönen bir aşk hikayesini konu alıyor ve Livaneli tarih ve aşkı çok güzel harmanladığı edebi bir ziyafet sunuyor.Eğer siz de benim gibi okumakta geç kaldıysanız daha fazla ertelemeyin derim.
Puanım:


SERENADDA EİNSTİNİN ATATÜRKE YAZDIĞI MEKTUPTAN BAHSEDİLMİŞTİ İŞTE O MEKTUP;
EINSTEIN'IN MEKTUBU
“Ekselansları, 
OSE Dünya Birliği’nin şeref başkanı olarak, Almanya’dan 40 profesör ve doktorun bilimsel ve tıbbi çalışmalarına Türkiye’de devam etmelerine müsaade vermeniz için başvuruda bulunmayı ekselanslarından rica ediyorum. Sözü edilen kişiler, Almanya’da yürürlükte olan yasalar nedeniyle mesleklerini icra edememektedirler. Çoğu geniş tecrübe, bilgi ve ilmi liyakat sahibi bulunan bu kişiler, yeni bir ülkede yaşadıkları takdirde son derece faydalı olacaklarını ispat edebilirler. Ekselanslarından ülkenizde yerleşmeleri ve çalışmalarına devam etmeleri için izin vermeniz konusunda başvuruda bulunduğumuz tecrübe sahibi uzman ve seçkin akademisyen olan bu 40 kişi, birliğimize yapılan çok sayıda başvuru arasından seçilmişlerdir. Bu bilim adamları, bir yıl müddetle, hükümetinizin talimatları doğrultusunda kurumlarınızın herhangi birinde hiçbir karşılık beklemeden çalışmayı arzu etmektedirler. Bu başvuruya destek vermek maksadıyla, hükümetinizin talebi kabul etmesi halinde sadece yüksek seviyede bir insani faaliyette bulunmuş olmakla kalmayacağı, bunun ülkenize de ayrıca kazanç getireceği ümidimi ifade etme cüretini buluyorum. 
Ekselanslarının sadık hizmetkârı olmaktan şeref duyan, 
Prof. Albert Einstein” 


BALAYI

BALAYI/SUSAN ELİZABETH PHİLLİPS
Orijinal Adı: Honey Moon
Epsilon-493 syf
Goodreads: 3.77
Amazon: 4.1
Vikitap: 8.8


ARKA KAPAK
Güney Carolina'da yaşayan ufak tefek ama bir o kadar da sert, öksüz Honey Moon için hayattaki en önemli şeylerden biri, hem içinde yaşayıp hem de neredeyse bütün sorumluluğunu üstlendiği lunaparkın muazzam hız treniydi. Lunaparkını ve hız trenini kurtarmak için para bulma umuduyla, kuzini Chantal'la giriştiği işlerin, Honey'yi hiç ummadığı yerlere getirip milyonların gözbebeği yapacağını kim bilirdi? Herkesin bayıldığı bu çocuk yıldız, yaşı dışında acaba başka neler gizliyor?

Cesur ve zeki bu küçük hanım gözü karalığıyla hayatındaki bütün erkekleri deli edecek! Bunlardan biri Eric Dillon; için için yanan kötü çocuk ve Hollywood'un son zamanlardaki en yetenekli oyuncularından biri. Ve Dash Coogan; kahraman kovboyların sonuncusu, efsanesini sürdürmek için kendisine pek ufak gelen beyaz cama hapsolmuş bir adam. Honey aşık olduğunda, bunu bildiği tek yolla yapacak...tüm kalbiyle. 

"Susan Elizabeth Phillips bir kez daha, harika bir kadının hayatını anlatan, duygusal ve iyi örülmüş bir romanla karşımıza çıkıyor."
Romantic Times

"Dünyaya asıl gereken, Susan Elizabeth Phillips tarafından yazılmış daha çok roman."
Elizabeth Lowell

"En iyi ve en kötüyü yaşayıp alevlerin içinden yaralı ama yıkılmamış olarak çıkan bir kadının hikâyesi. Mükemmel bir roman."
Rendezvous
DEĞERLENDİRMEM
Kitabın başlarını hayal kırıklığı içerisinde okudum. Kitabın adı ve konusu arasında zerre bağlantı yoktu. Ancak 100. Sayfadan itibaren benim için bambaşka bir yere oturdu. Bizim çevirmenler espri olsun diye mi yaptılar bilemiyorum ki inşallah öyledir. Aslında Honey Moon bizim kahramanımızın adı. Honey 16 yaşında ailesini geçindirmeye çalışan bir kız. Çok küçük göründüğü için bir dizide çocuk oyuncu olur. Sonrasında ise yıldızı parlar. Onun yıllar içinde hem kendi içinde hem işinde hem de yaşadığı insanlarla gelişimini okuyoruz. Bazen gülümseyip bazen hüzünlendiğim ve bir iki bölümde ağladığımı itiraf etmeli bazı yerlerde de çok heyecanlandığımı belirtmeliyim. Kitabı bitirdiğim şu dakikalarda Honey, Dash ve Eric uzunca bir süre aklımda kalacak sanırım. Honey in karakteri karşısında etkilenmemek mümkün değil. Hele o sabrı. Yan karakter olsa da Lily ve Liz de çok özellerdi. Kitabımız biraz pembe, biraz brezilya dizisi tarzında gibi olsa da kesinlikle dizi film tadında harika bir kitaptı.  Kitabın çevirisi çok iyiydi gerçekten bunun için Nil Bosna ya teşekkür ediyorum.
Puanım:
BALAYI/SUSAN ELİZABETH PHİLLİPS
Orijinal Adı: Honey Moon
Epsilon-493 syf
Goodreads: 3.77
Amazon: 4.1
Vikitap: 8.8

ARKA KAPAK
Güney Carolina'da yaşayan ufak tefek ama bir o kadar da sert, öksüz Honey Moon için hayattaki en önemli şeylerden biri, hem içinde yaşayıp hem de neredeyse bütün sorumluluğunu üstlendiği lunaparkın muazzam hız treniydi. Lunaparkını ve hız trenini kurtarmak için para bulma umuduyla, kuzini Chantal'la giriştiği işlerin, Honey'yi hiç ummadığı yerlere getirip milyonların gözbebeği yapacağını kim bilirdi? Herkesin bayıldığı bu çocuk yıldız, yaşı dışında acaba başka neler gizliyor?

Cesur ve zeki bu küçük hanım gözü karalığıyla hayatındaki bütün erkekleri deli edecek! Bunlardan biri Eric Dillon; için için yanan kötü çocuk ve Hollywood'un son zamanlardaki en yetenekli oyuncularından biri. Ve Dash Coogan; kahraman kovboyların sonuncusu, efsanesini sürdürmek için kendisine pek ufak gelen beyaz cama hapsolmuş bir adam. Honey aşık olduğunda, bunu bildiği tek yolla yapacak...tüm kalbiyle. 

"Susan Elizabeth Phillips bir kez daha, harika bir kadının hayatını anlatan, duygusal ve iyi örülmüş bir romanla karşımıza çıkıyor."
Romantic Times

"Dünyaya asıl gereken, Susan Elizabeth Phillips tarafından yazılmış daha çok roman."
Elizabeth Lowell

"En iyi ve en kötüyü yaşayıp alevlerin içinden yaralı ama yıkılmamış olarak çıkan bir kadının hikâyesi. Mükemmel bir roman."
Rendezvous
DEĞERLENDİRMEM
Kitabın başlarını hayal kırıklığı içerisinde okudum. Kitabın adı ve konusu arasında zerre bağlantı yoktu. Ancak 100. Sayfadan itibaren benim için bambaşka bir yere oturdu. Bizim çevirmenler espri olsun diye mi yaptılar bilemiyorum ki inşallah öyledir. Aslında Honey Moon bizim kahramanımızın adı. Honey 16 yaşında ailesini geçindirmeye çalışan bir kız. Çok küçük göründüğü için bir dizide çocuk oyuncu olur. Sonrasında ise yıldızı parlar. Onun yıllar içinde hem kendi içinde hem işinde hem de yaşadığı insanlarla gelişimini okuyoruz. Bazen gülümseyip bazen hüzünlendiğim ve bir iki bölümde ağladığımı itiraf etmeli bazı yerlerde de çok heyecanlandığımı belirtmeliyim. Kitabı bitirdiğim şu dakikalarda Honey, Dash ve Eric uzunca bir süre aklımda kalacak sanırım. Honey in karakteri karşısında etkilenmemek mümkün değil. Hele o sabrı. Yan karakter olsa da Lily ve Liz de çok özellerdi. Kitabımız biraz pembe, biraz brezilya dizisi tarzında gibi olsa da kesinlikle dizi film tadında harika bir kitaptı.  Kitabın çevirisi çok iyiydi gerçekten bunun için Nil Bosna ya teşekkür ediyorum.
Puanım:5




VAİZ

VAİZ
CAMİLLE LACKBERG
Orijinal Adı: Predikanten
Doğan Kitap- 420 sayfa
Goodreads Puanı: 3.72
Vikitap Puanı: 7,5


ARKA KAPAK
İskandinav polisiyesinin kraliçesi Camilla Lackberg'den yine birinci sınıf bir polisiye...

Birinin tek kelime etmeden alnını okşadığını hissetti. Bunun onu sakinleştirmesi gerekiyordu belki ama hareketin duyarsızlığı yüreğini dehşetle doldurdu. 

El bedeninde gezinmeye devam etti ve o, karanlıkta titredi. Yüzü olmayan yabancıya direnmesi gerektiğini düşündü bir an. Düşünce geldiği hızla kayboldu. Karanlık çok yoğundu ve onu okşayan eldeki güç tenine, sinirlerine, ruhuna işliyordu. Tek seçeneği boyun eğmekti; dehşet verici bir sezgiyle kavramıştı bunu. 

Sakin tatil kasabası Fjälbacka'da işkence edilerek öldürülmüş genç bir kadın cesedinin, yirmi dört yıl önce hiç iz bırakmadan ortadan kaybolan iki kızın kemikleriyle birlikte bulunması polis teşkilatını harekete geçirir. Ardından Jenny adındaki genç bir kızın daha kaybolması kasabadaki paniği artırır. Kahramanımız Patrik ve ekibi zamana karşı yarışmak zorundadır artık. Yirmi dört yıl boyunca uykuya yatan katil neden tekrar faaliyete geçmiştir? Yoksa Fjälbacka polisi yeni bir katille mi karşı karşıyadır? Bir an önce bu soruların cevabı bulunmazsa, Jenny için çok geç olacaktır. 

"Läckberg İsveç manzarasıyla kan dondurucu korkuyu harmanlamakta usta." 
The Guardian 

"Birinci sınıf bir İskandinav polisiye yazarı tüm dünyada en üst sıralara çıkıyor." 
The Times
DEĞERLENDİRMEM
Buz Prenses te kalan maceramız devam ediyor. Fjabalka dayız yine ve yine etrafı sırlarla dolu bir dizi cinayeti aydınlatmaya çalışıyor Patrick Hedsröm. Erica mız 8 aylık hamile ve Vaiz de biraz daha geri planda kız kardeşi Anna nın sorunları çözülememiş. Vaiz ilk sayfadan heyecana ve meraka sürükledi beni son sayfalara kadar tahminlerimin ve merakımı sürdürdü. Arka kapakta da belirtildiği gibi bir kimliği bilinmeyen bir kıza ait bir ceset bulunuyor, asıl iş cesedi kaldırdıklarında altta çıkan 2 iskeletle çıkıyor , adli tıp raporunda ise bu iki cesedin 25 yıl önce kaybolan iki kıza ait olduğu belirleniyor ve gözler 25 yıl önce kızları kaçırmakla suçlanan kişiye dönüyor ama bu kişi intihar ettiği için tüm gözler bu ailenin üzerinde. Üstelik diğer cinayeti aydınlatırken zamanla yarışmaktadır Patrick çünkü bir kız daha kaçırılır onu kurtarabilmeleri için bu olayı çözmesi gerekir. Son 50 sayfada elim kalbimin üzerinde okudum diyebilirim. Sırlarsa kitap da saklı J

Puanım: 

Soraki kitap: Taş Ustası